Çarşamba, Mayıs 11, 2011

İstanbul 1681. doğumgününü kutlamak istiyo

11 Mayıs 330'da törenlerle, şarkılarla türkülerle, yarışlarla, oyunlarla Konstantin şehrin doğumgününü kutlamış. Bundan 1681 yıl sonra, biz çılgın projeler, yıkılan anıtlar ve saçma sapan daha birçok şeyle uğraşıyoruz ve sadece kutlanırsa birkaç yüzyıl öncesindeki bir savaş kutlanıyor. Yeniçeri kıyafetiyle ortalarda dolaşılmasına bi lafım yok, güzel kumaş giysinler, başımın üstünde yerleri var. Ben de çünkü bu resimdeki gibi giyinmek isterim. Kırmızı ayakkabı güzel bişi. Ama temsili bişi olacaksa, bi tek ben giymeliyim. Kural bu.

Neyse işte, İstanbul güzel şehir. Hele burda doğan, hayatının büyük bir kısmını burda geçirene, başka herhangi bir yer (Roma'yı düşünüp sessizleşiyorum ama?) dar gelir. Nevyork'muş, old amsterdammış, bana bunlarla gelmeyin. Trafiğinden illallah diyoruz, sevmediğimiz onlarca şeyi var, tamam hepsi kabl. Ama ne bileyim, şimdi istesem ben gözümü gülhanede açabilirim, değişiklik için hidiv kasrına gidebilirim, mezar taşlarına bakıp nargile tüttürebilirim (Bunları oryantalist bir edayla söylemediğim açıktır umarım), ne bileyim gitmiyorum pek ama cihangir'de sabahlayabilirim, hıdrellezde ahırkapı'daydım, geçen hafta balat'ta trafik kazası geçirdim, bişi olmadı surlar da ben de sağlamız, ama işte trafik kazasından sonra insan büyük okul'a bakarak mutlu olabiliyor.

Saçma oldu dimi. Neyse canım, sevdiğim şeyleri neden sevdiğimi açıklamak zorunda değilim/açıklamalarım mantıklı olmak zorunda değil. İyi ki doğdun Şehir. (Bu da işte Yunanların İstanbula "polis", Romalıların Roma'ya "urbs" demesi gibi. Başka şehir mi var ayol? tonlaması yani.)

Seneye 11 Mayıs Cuma'ya geliyo. Bunu ayarlayabilirsek giyinir kuşanır elimizde bir şans tanrıçası tramvaydan inip çeşitli birincil kaynak alıntılarıyla Çemberlitaş'tan Hipodrom'a yürür, bi güzel içeriz, çok hoş olur.

Hiç yorum yok: