Bin kendi kendine konuşur:
sakinim. sakin (a uzun), sakin (a kısa), sakın (a yine kısa, fiil), sakın! (a hala kısa), sakın sakin ol deme bana!
Benim bir kedim vardı ve hayatım çok güzeldi.
Benim kedim ellerimde öldü ve hiçbir şey okkaddar da güzel gelmiyor artık.
Geçer sandım. Zaman bu yahu, neyi alıp götürmüyor ki? Geçmiyor. Bunu anlatabileceğim kimse de yok. Günde on defa osman demem aslında pek bir şey ifade etmiyor. Edemez. Tanıyanım, bilenim yok. Ben o tonlamayla osman çok gerzekmiiiş dediğimde bana aynı tonda cevap verdiğini duymadılar çünkü. Çok özlüyorum birilerinin bana osmanı hatırlatmasını. Mesela aynı arkadaşımı on defa arayıp ben antepteyken ve o mezun olurken mezuniyet gecesinde benim odamda kaldığında, ona nasıl yüz vermeyip çocuğun kız arkadaşını nasıl tavladığını, yatakta aralarında nasıl yattığını, kızın kucağından nasıl inmediğini dinlemek istiyorum.
Ne zaman birini sevmek istesem içimi garip bir his kaplıyor. Kimse kimseyi sevemez ki, ama hiçkimse diyor kontes hanım, ruhi beye özeniyor. Sonra şiirlerden gerçek hayata düşüveriyorum, insan ne yaparsa kendine yapar canımın içi diyorum, yüklenme kendine. Aman saçma sapan haller, neyse kısa sürüyor çünkü neyse her şeyden sıkılıyorum. Sözde daha bir gün olmadı, şu sevgililik müessesesine çok takıyorsun kafanı şekerim diye ahkam kestiğim. Şimdi ben ne diyorum?!
Evler yakmak, insanlar öldürmek, küçük oyunlar oynamak istiyorum. Ama sakinim. Öyle yani. Sakin. Durdum. Durdum durdum. Kollarım uyuştu bir şey yapmamaktan. Yapmayınca iyileşmiş sayıyorlar insanı. Reddediyorum. Yapmayınca salak hissediyor insan. Doğrusu budur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder